İki Nehrin Hikâyesi

İki çocuk, Şanlıurfa, Halfeti’deki Savaşan köyünün sular altında kalmış sokaklarında yüzüyor. Birecik Barajı’nın 2000’de su tutmaya başlamasıyla batan köy, bugün bölgede önemli bir turizm noktası oluşturuyor.

Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki barajlar, bölgenin yakın tarihindeki toplumsal ve ekonomik arzulara –ve geleceğine– ışık tutuyor.

“Özet şu: Atatürk Barajı devreye girdiğinde tarım kesiminde de, üreteceği enerji dolayısıyla sanayi ve hizmetler kesiminde de, dolayısıyla ekonominin genelinde de Türkiye önemli atılımlar gerçekleştirme olanağını bulacak. Ekonomideki bu gelişmelerin toplumsal yapı değişikliklerine yol açacağını söylemek ise bilineni yinelemektir.”

Bu satırlar 30 Ekim 1983 tarihli Milliyet gazetesinden. Cumhuriyet döneminin en büyük yatırım hamlesi olan, 1970’lerde hayali kurulmaya başlanan Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) baş tacı Atatürk Barajı’nın 4 Ekim 1983’teki temel atma törenine günler var. Şimdiden gazetelerin çoğunda çarşaf çarşaf Atatürk Barajı yer alıyor (ve temel atma töreninden sonra bir süre daha bu böyle devam edecek). Türk basını, yazıda güzelce özetlenen nedenlerden ötürü büyük bir coşku içinde. Manşetler birbiriyle yarışıyor: “Türk milletinin gerçekleştirdiği eserlerin en büyüğü.” “Ağaçtan, ormandan gökyüzü görülmeyecek.” “GAP, 900 yıllık Anadolu Türkü’nün en büyük rüyası.” “Burada Avrupa’nın ihtiyacının tamamı kadar sebze üretilecek.” Bu coşku yıllar boyu taze kalacak, izleyen yıllarda GAP uğruna televizyon kanalları açılacak, Atatürk Barajı’nın görüntüsü banknotlara basılacak.


Çiftçiler, Atatürk Barajı’ndan Harran Ovası’na gelen sulama suyunu karşılıyor. 1984’te sulanmaya başlayan Harran Ovası’nın günümüzde yüzde 80’den fazlası sulamaya açık durumda. [Fotoğraf: Mahmut Ormancıoğlu, GAP İdaresi Arşivi]

Bu heyecanlı satırlardan 35 yıl sonra Harran Ovası’nda ilerliyoruz. Aylardan ekim olmasına rağmen hava 37 derece. Çevrede Avrupa’nın ihtiyacını giderecek kadar sebze yok belki ama Harran’ın uçsuz bucaksız düzlükleri beyaza bürünmüş. Kimi pamuk tarlalarında taşınmaya hazır dev çuvallar yükseliyor; kimilerinde eğilip doğrularak pamuk toplayan işçi aileler bir görünüp bir kayboluyor. Az ötede, Harran Ovası’nın ufak bir modeli olan araştırma istasyonunda yeni tarım yöntemleri deneniyor: 20 kadar ziraat mühendisinin her biri, kendisine ayrılmış bir alanda verimi artıracak uygulamalar deniyor. Ayrıca yeni sulama ve enerji uygulamaları da araştırılıyor. Kim bilir, belki bir sonraki gelişimizde sulama kanallarının üstü güneş enerjisi panelleri ile kaplanmış olacak.

Harran Ovası her yaz sonu hummalı bir hasata tanık oluyor. Türkiye’de bir zamanlar Çukurova ile eşanlamlı olan pamuk üretiminin artık yüzde altmışa yakını GAP coğrafyasında gerçekleşiyor (bu oran 1980’de yüzde 5’ti); bunun da hatırı sayılır bir miktarı Harran Ovası’nda üretiliyor. Burada yapılan tarım GAP’ın en büyük başarılarından biri kabul ediliyor. Harran’da her yıl yinelenen iş takvimini örnek gösterip, yaklaşık 50 yıl önce kurulan hayallerin gerçekleştiğini ve GAP’ın mutlak bir başarıya kavuştuğunu söyleyip işin içinden çıkmak olası görünüyor. Peki GAP coğrafyasının genelinde de durum bu mu? Ekonomik kazançla ulaşılması beklenen “toplumsal yapı değişikliği” de gerçekleşti mi?


Gaziantep çevresindeki tarlalarda yağmurlama sulama yapılıyor. Büyük barajların yükseldiği Fırat Nehri çevresinde sulama, Dicle çevresine göre daha yaygın.

GAP, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki büyük kalkınma projelerinin dışında kalan Güneydoğu Anadolu’ya yönelik devasa bir telafi olarak ortaya çıktı. Fikir basitti: Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde kurulacak barajlarla tarımda sulama yapılabilecek, enerji üretimi ve istihdam sağlanacak, bölgenin potansiyeli değerlendirilecek ve tüm bunların sonucunda da Türkiye’nin doğu ve batı bölgeleri arasındaki sosyo–ekonomik fark zaman içinde eriyip gidecekti.

Barajlarla yetinmeyen GAP, sosyal gelişimin sağlanması için samimi çabalarda bulundu. “1990’larda sulama başladıktan sonra GAP’ın ele alması gereken temel sorunun teknik sulama ve enerji meseleleri değil, toplumsal gelişme olduğu anlaşıldı,” diyor bölgede uzun yıllar çalışmalar yürütmüş, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden Prof.Dr. Sibel Kalaycıoğlu. GAP’ın devasa cüssesini ve içerdiği entegre gelişim hedeflerini daha rahat ve planlı idare edebilmek için 1989’da oluşturulan master plan da sosyal yapının gelişimini birincil hedeflerden biri olarak belirledi. Bu noktadan sonra GAP yönetiminin çalışmalarının büyük bir kısmı bu alanlara kaydı. İster 1989 tarihli master plan olsun, ister 2002 tarihli GAP Bölge Kalkınma Planı, isterse 2008 tarihli GAP Eylem Planı; GAP onyıllar boyunca silip silip baştan yaptığı planlarında sağlık, eğitim, kültür, sanat ve spor gibi alanlarla da ilgilendi. Yola baraj yapımı ile çıkan bu kurum kendini derslikler, öğrenci yurtları ve spor salonları inşa eder, hastanelerin yatak sayısıyla veya doğum kontrol eğitimleri ile yakından ilgilenir, küçük girişimcilere destek olurken buldu. Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardan sağladığı fonlar da GAP bölgesindeki ve özellikle de sosyal alanlardaki gelişimle ilgileniyordu. GAP yönetimi bölgede birçok sosyolog ve sosyal bilimciyi istihdam etti ve Türkiye’nin sosyal kalkınma konusundaki ilk projelerini uygulamakta öncü oldu. Genç ve kadın istihdamına yönelik projeler, Girişimci Destekleme Merkezleri (GİDEM), yine kadın ve gençlerin toplumdaki yerlerini güçlendirecek Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM) oluşturuldu ve hem gelir getiren, hem de kültürel aktivitelere ön ayak olundu.

Ancak kâğıt üzerinde eksiksiz duran bu planlar umulduğu gibi ilerlemedi. “GAP’ın başlangıcından itibaren bölgede bu projeye karşı bir güvensizlik duygusu vardı,” diyor Kalaycıoğlu. Bu da yöre halkının, özellikle de kadınların sosyal projelere katılımına engel oldu. Projelerin bölge kadınının yaşadığı kültürel baskıları yok sayarak uygulandığını söyleyen Kalaycıoğlu, “Hanedeki erkeklerin güvenini kazanmadan kadınları bu projelere katmak olanaksızdı,” diyor.

GAP İdaresi’nin yönettiği GİDEM ve ÇATOM gibi projelere ek olarak sivil toplum kuruluşları da bölgede çalışmalar yürüttü. “Ama STK’ların çoğu çalışması tekil projeleri aşamadı, kısa süreli oldular ve bölgeyi çok tanımayan görevliler tarafından yürütüldüler,” diyor Kalaycıoğlu. “Projelerde çalışan kişiler, proje bitiminde sürdürülebilirlik ilkesine pek uymadan bölgeden ayrıldılar. Bunun sonucunda da projelerin birçoğu ne yazık ki pilot düzeyde kaldı.” Ayrıca tüm bu projelerin genellikle il ve ilçe merkezleriyle sınırlı kalması ve kırsala pek uzanmaması sonucunda, nüfusun çoğunluğuna sahip olan kırsal kesim bu sosyal kalkınma hamlesinden yoksun kalmış oldu.

Baran Özdemir

İki çocuk, Şanlıurfa, Halfeti’deki Savaşan köyünün sular altında kalmış sok

Baran Özdemir

Şanlıurfa, geleneğin günümüzde halen güçlü olduğu bir kent. Bölgenin gelene

Baran Özdemir

Harran Ovası’ndaki Talat Demirören Araştırma İstasyonu’nda, ovayı temsil ed

Baran Özdemir

Şanlıurfa yakınlarında işçiler kırmızı biber kurutuyor. Kayda değer mısır,

Baran Özdemir

Gaziantep’te iki işçinin silueti, çalıştıkları seraya vurmuş. GAP kapsamınd

Baran Özdemir

Yaklaşık 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, 2017 yılında Yeni Hasankeyf’teki

Baran Özdemir

Nemrut Dağı’nın ünlü heykelleri, turistlerle birlikte bir günbatımını daha

Onur Uygun

Hasankeyf’i ziyaret eden turistlere bir süredir inşaat kamyonları eşlik edi

Serpil Polat

Bir milyon 700 binlik nüfusu ile GAP kapsamındaki en büyük illerden biri o

GAP’ın iddialı hedefleri henüz gerçekleşmiş değil. Sarsılmaz bir kararlılığa ve eşgüdüme gereksinim duyan bu dev proje siyasi ve ekonomik değişimlerin ve krizlerin de etkisiyle bolca sekteye uğradı. Bölgede onlarca yıla yayılan çatışmalar sonucu yaşanan göçler de özellikle sosyal projelere engel oldu. GAP, başta Güneydoğu olmak üzere tüm ülkenin zihninde sürekli yaklaştığımız ama asla varamadığımız bir harikalar diyarı konumuna geldi. Aslında GAP illerinin gayrisafi hasılası yalnızca 2004–2014 arasında yaklaşık dört kat artış gösterdi. Bu rakam Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu için GAP illerinin gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payı da arttı. Ama ekonomik getiriler sosyal yapıya tam anlamıyla yansımadı. Türkiye’de işsizliğin büyük farkla en yüksek olduğu iller halen Güneydoğu Anadolu’da yer alıyor. GAP’ın başladığı zamandan bu yana geçen uzun sürede devletin istatistik tutma yöntemlerinde ve göstergelerinde değişiklikler görüldüğü için kıyaslamak kolay olmuyor, ancak eldeki verilere göre GAP illeri sosyal gelişmişlik sıralarında yükselmiş değil.

Peki ya sulama projelerinde gidişat nasıl oldu? “Su ilk geldiğinde suyu kullanacak olan çiftçiye kapsamlı bir sulu tarım eğitimi verilmedi,” diyen Kalaycıoğlu, Harran kadar başarılı başka bir sulama programına ulaşılamadığını söylüyor. “GAP’ın sulama teknikleri ve eğitim tarafı ne yazık ki eksik kaldı,” diyor.

Ancak son yıllarda, GAP’ın ikincil önemde planlanan, ama önemi her geçen gün artan dolaylı bir sonucu bölgede el üstünde tutulmaya başladı: Turizm.


Geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen Üçüncü Mardin Masalcılar Buluşması kapsamında sanatçılar, tarihi Kasımiye Medresesi’nde öyküler anlatıyor. Mardin, bölgenin yakaladığı turizm rüzgârını en iyi değerlendiren illerden biri olarak ön plana çıkıyor.

“Efsanevi Fırat’ın içinden aktığı (...) bin yıllık Halfeti’de şimdi ne kuş, ne çocuk sesi kalmış. Artık hızarın çığlık çığlığa bağıran sesi kaplıyor dağı, taşı, suyu.” 25 Mayıs 2000 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan bu yazı, GAP kapsamındaki bir diğer baraj olan Birecik Barajı’nın tamamlanmasıyla sular altında kalacak Halfeti’yi uğurlayan yazılardan biri. Yapımına 1996 yılında başlanan barajın su tutmaya başlamasıyla kentin boşaltılmasını, suların Halfeti’nin meşhur meyve ağaçlarını yutuşunu, yaşamlarını kurdukları şehrin sular tarafından yutulmasını izleyen Halfetililerin kırgın tanıklıklarını ve çektikleri acıları içeren birçok hüzünlü haber var dönemin gazetelerinde.

Oysa ben dönem gazetelerinde tasvir edilen boynu bükük kentten bambaşka bir Halfeti’yle tanışmak üzereyim. Gaziantep ile Şanlıurfa’nın arasında kalan şehre doğru ilerliyoruz. Önceki gün Harran’ı kaplayan pamuk burada yerini fıstık ağaçlarına bırakıyor. Son bir virajın ardından aşağıda Birecik Barajı beliriyor. Gölden çok geniş bir nehri andıran su kütlesine nazır bir seyir terasında duruyoruz. Özel turlara işaret eden siyah Vito’lar, tur otobüsleri ve diğer araçlar yan yana dizilmiş. Taşıdıkları turistler Halfeti’ye ve baraj gölüne tepeden bakan seyir terasında, “I ♥ HALFETİ” yazısının önünde fotoğraf çektiriyor. Batmamış Halfeti’ye nasip olmamış yepyeni bir asfalt yolu izleyerek –ve gölden bakıldığında Halfeti’nin görüntüsünü adeta ezen yeni, büyük bir otelin önünden geçerek– Fırat kenarındaki Eski Halfeti’ye doğru iniyoruz. Girişte gururlu bir “Cittaslow” (Yavaş Şehir) tabelası ziyaretçileri karşılıyor. Kıyı boyunca uzanan yol, teknelerin ve restoranların önünden geçiyor. Merkezdeki butik otellerden birinin terasına işaret eden İngilizce bir tabela gezginleri çağırıyor: “Instagram’ınıza layık harika bir manzara”.

Buraya gelen çoğu turistin peşinde olduğu yere, batık minareli Savaşan köyüne gidiyoruz biz de. Yukarılarda bir yerden, terk edilmiş köye ve onun sokaklarına doğru sokulan Birecik Barajı’na bakıyorum. Yarısı batacak, batmayan yarısı da unutulacak bir köy olması gerekirdi burasının. Ancak çevredeki tarlalara sulama sağlamak ve enerji üretmek için yapılan barajın üzerinde bugün vızır vızır tur tekneleri dolaşıyor. On dakikada on tanesini sayıyorum. Ve içlerinden birinin tur anonsundan şu cümle seçiliyor: “Bu cami, Türkiye’de en çok fotoğraflanan camilerden biri.”


Hasankeyf’in sembollerinden Er–Rızk Camii’nin minaresi taşınmaya hazırlanıyor. Ilısu Barajı’nın suları altında kalacak olan Hasankeyf’in tarihi eserleri ise az ötedeki Yeni Hasankeyf’e taşınıyor.

Halfeti’de bölgedeki turizmin olumlu etkilerine –ve belki de boynuzun kulağı nasıl geçeceğine– tanık olmak çok kolay. GAP’ı oluşturan dokuz ilin (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Mardin) turizm konusunda pek bir eksiği yok. Dünyanın ilk tapınağı olmasının yanı sıra insanlığın geçmişi hakkında bildiğimiz her şeyi baştan yazdığı için de büyük önem taşıyan Göbeklitepe de burada, Nemrut Dağı da, paha biçilmez Roma mozaikleri de, Antep’in UNESCO tasdikli mutfak kültürü de, Diyarbakır’ın yaklaşık iki bin yıldır ayakta olan surları da, Mardin’in nakışlı taş evleri, camileri ve kiliseleri de… Bölgenin bu potansiyelinin farkında olan GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, 2014 yılında Turizm Odaklı Tanıtım ve Markalaşma Ofisi’ni kurdu. “Mezopotamya: Destansı Topraklar” adı altında markalaşan turizmi destekleme çabaları, bölge illerini tek tek ele almak yerine tüm GAP bölgesiyle bir bütün olarak ilgilenip tanıtım, markalaşma veya turizmin fiziki altyapısının güçlendirilmesi gibi konularda eşgüdümü sağlıyor. “Bölgemizde henüz keşfedilmemiş yerleri, koruma–kullanma dengesini gözeterek turizme kazandırmayı, ziyaretçilerin yalnızca bölgemizde deneyimleyebilecekleri aktivitelerle klasik GAP turu anlayışını değiştirecek farklı bakış açıları kazandırmayı hedefliyoruz,” diyor GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Sadrettin Karahocagil. Dokuz ili ayrı ayrı değil de bir bütün olarak ele alabilecek idari konuma sahip olmaları da ellerini güçlendiriyor ve bürokratik engellere takılmadan daha verimli planlar yapabilmelerini sağlıyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Kasım 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Baran Özdemir

Gaziantep’te iki işçinin silueti, çalıştıkları seraya vurmuş. GAP kapsamında inşaat ile tarım hep kol kola ilerledi ve baraj ile sulama projelerinin sonucunda tarımsal üretim katlandı.

Baran Özdemir

Şanlıurfa yakınlarında işçiler kırmızı biber kurutuyor. Kayda değer mısır, biber, buğday –ve pamuk– üretiminin yanı sıra Türkiye’deki antepfıstığının ve mercimeğin de neredeyse tamamı GAP bölgesinde yetiştiriliyor.

Baran Özdemir

Harran Ovası’ndaki Talat Demirören Araştırma İstasyonu’nda, ovayı temsil eden 485 dekar arazide tarımsal araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılıyor. Dünyadaki en verimli pamuk üretimlerinden biri Türkiye’de yapılıyor.

Baran Özdemir

Şanlıurfa, geleneğin günümüzde halen güçlü olduğu bir kent. Bölgenin geleneksel yaşam tarzıyla çelişmeleri, GAP kapsamındaki sosyal projelerin istenilen başarıya ulaşamamasının nedenleri arasında gösteriliyor.

Baran Özdemir

Şanlıurfa’nın tarihi kent merkezi, kendine has dokusuyla Türkiye’deki birçok kentten ayrılıyor. GAP kapsamındaki dokuz ilin dokuzununun da birbirinden farklı yapıda olması, yapılan planlamalarda fazladan özen gösterilmesini gerektiriyor.

Serpil Polat

Bir milyon 700 binlik nüfusu ile GAP kapsamındaki en büyük illerden biri olan ve büyümeyi sürdüren Diyarbakır, Karakuyu köyünün sınırına da- yanmış. Büyümesini eski bir ticaret ve sanayi kenti olması üzerine kuran Diyarbakır, henüz GAP projelerinden umduğunu elde edebilmiş değil.

Onur Uygun

Hasankeyf’i ziyaret eden turistlere bir süredir inşaat kamyonları eşlik ediyor. Tarihi eserlerinin taşınması tamamlandıktan sonra sular altında kalacak olan kent, Halfeti benzeri bir turizm üzerine planlar kuruyor.

Baran Özdemir

Nemrut Dağı’nın ünlü heykelleri, turistlerle birlikte bir günbatımını daha izliyor. Hem Güneydoğu Anadolu’nun, hem de tüm Türkiye’nin en tanınmış imgelerinden biri olan Nemrut Dağı Heykelleri, 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne katılmış ve Türkiye’den listeye giren ilk birkaç yerden biri olmuştu.

Baran Özdemir

Yaklaşık 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, 2017 yılında Yeni Hasankeyf’teki yeni yerine taşındı. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda ölen oğlu Zeynel Bey için yapılan türbe, büyük bir dikkatle planlanan taşınması ile dünya çapında dikkat çekmişti.